İlkokul

Öğretmen Olmak

 

“Öğretmen Olmak”

Yeni atanan öğretmenlerin, atanacak öğretmenlerin kesinlikle okuması gereken bir yazı. Tabii tecrübe sahibi öğretmenlerde geçmiş günleri hatırlamak adına okuyabilir. 

Eğitimci yazar Ömer TÖK’ün Kaleminden.

 

ÖĞRETMEN OLMAK

      “Davulun sesi uzaktan hoş gelir” atasözümüz aslında öğretmenlik için söylendi desek yeridir. Dışarıdan bakıldığında hafta sonu tatili var, yaz tatili var, kar tatili var vb. tatillerle anılır hep öğretmenlik. Özellikle eskiden hiçbir şey olamıyorsan bari öğretmen ol denilirdi. Son zamanlarda biraz garanti meslek olarak görülmesi sebebi ile aranılan meslek oldu. Tabii yine devran döndü. Bu kez de önce üniversite sınavına girip kazanacaksın. Kazandım diye sevineceksin. Sonra dört – beş yıl okuyacaksın. Okulu bitireceksin. Bitirmeden bir kaygı başlayacak. Acaba KPSS’yi geçebilecek miyim? Acaba atanabilecek miyim? Bu kaygılarla daha üniversite 3. Sınıfta hem derslere, hem de KPSS’ye hazırlanacaksın. Bitti mi? Hayır tabii ki. Okul bitince büyük ihtimalle KPSS’yi kazanamayacaksın. Üstüne birde dershaneye giderek KPSS ye hazırlanacaksın. Hadi diyelim bir yıl boyunca çalıştın, uymadın, emek verdin ve KPSS’den iyi bir not aldın. Artık kesin atanırım gözüyle bakarken bir de karşına mülakat çıkıverir. Karşında duran iki üç kişinin senin hakkında vereceği karar ile geleceğin şekil alır. Belki tipini beğenmez, belki kıyafetini, belki görüşünü, belki düşünceni. Sonuçta onlarda insan. Bu arada soruların çalınması, dağıtılması, bazı çevrelere servis edilmesi konusuna hiç girmiyorum. Tüm bunları atlattın, engelleri geçtin ve atandığını varsayalım. Artık sen Türkiye Cumhuriyeti’nin bir öğretmenisin. Bazıları 5 yıl, bazıları 15 yıl. Öğretmen olmak kolay değil ama sen zoru başardın. İşte asıl iş şimdi başlıyor. Kolay gelsin.

Tüm badireleri atlattıktan sonra artık atama vakti gelir çatar. Acaba nereye atanacağım diye merakla bekler durursun. Atanacağın yer muhtemelen ülkemin doğusunda bir köy, bir ilçe en iyi ihtimalle bir doğu ilidir. Ataman yapılır hemen göreve başlaman istenir. Bu kişi evli midir, bekar mıdır, nerede kalır, parası var mıdır yok mudur? Bunlar önemli değildir. Bugün tebliğ ettik, yarın gel sabah 8’de göreve başla. Hiç bilmediğin bir memlekete gidersin, hiç tanımadığın insanlarla tanışırsın ve artık sen oralısın. Doğduğun yer değil, doyduğun yer senin memleketindir derler. Gittiğin yeri seversen, orda yaşayacağını kabul edersen hayat biraz daha kolay olur. Özellikle ilk günler ve haftalar çok zordur. Ayrılık, hasret ve gidilen yerlere hayatın çetin şartları sizi beklemektedir. Okula girersin, herkes senin yeni öğretmen olduğunu anlar. Şanslı isen güler yüzlü idareciler, samimi öğretmenler karşılar. Ülkemin tüm okullarının böyle olduğunu düşünüyorum. Çünkü oradaki öğretmenlerde aynı bizim gibi ilk öğretmenlik heyecanını yaşamıştır. Tanışma faslı başlar. Hemen memleket sorulur, evli bekar olduğun sorulmazsa olmaz. Tecrübeli öğretmenlerden birkaç mesleğin ile ve bulunduğun okul ile tüyolar alırsın. Kalacak bir yer, tanıdık birisini bulduysan senden iyisi yoktur ilk günlerde.

Sonra mevzuatı ve resmi işlemleri atlattıktan sonra sana bir sınıf gösterilir. Şanslı isen bir idareci eşliğinde, değilsen tek başına sınıfa girersin. Karşında sanki bir ordu var. Ne diyeceğini bilemezsin, kısık bir sesle de olsa ismini söylersin, kendini tanıtırsın. Öğrencilerden kendilerini tanıtmalarını istersin. Bu arada yeni öğretmen olduğunu, ilk yılın olduğunu çaktırmamaya çalışırsın. Ama onlar şimdiye kadar kaç öğretmen görmüşlerdir. Onlar artık öğretmen sarrafı olmuşlardır. Belki de sen daha sınıfa girmeden hakkında senden daha çok bilgi edinmişlerdir. Gece yatmadan önce sen zaten sınıfa birkaç gez girmişsindir hayalen. Neler söyleyeceğini tasarlamışsındır kafanda. Şunları da söylerim diye not etmişsindir hafızana. İşte tam sırası. Hadi söylesene. Olmaz, aklına gelmez yaptığın alıştırmalar. Ne zaman çalacak bu zil diye düşünüp durursun. Acaba derse geçsem mi diye aklından geçirirsin. Ama ne anlatacağını da bilmezsin. Çünkü daha dün atandın, bugün sabah okula geldin, hemen seni sınıfa gönderdiler. Hep düşünürüm bu tayin ve atama işlemi neden haziranın sonu veya temmuzun başında yapılmaz. Öğretmen okulunu bilir, toplantılara katılır, sınıfını belirler, konusuna çalışır derse öyle girer. Bizde ise tam tersi olur bu atama işi. Okullar açılır, dersler boş geçer, ha bugün ha yarın derken atanırsın. Sonra apar topar çalışacağın kente gidersin. Okulu bile zar zor bulursun. Birde bakmışsın derstesin. Ondan sonra senden ilk günde de ders anlatmanı beklerler.

İlk dersi atlattı isen artık kolay. Hemen etrafında birkaç öğrenci kümelenir. Sana özel sorular sorarlar. Ama sen biran önce oradan ayrılıp öğretmenler odasına gitmek istersin. Sanki orası farklı olacak. Orda da yenisin. İçeri girersin, tüm gözler üzerindedir. Herkes kim bu der gibi bakmaktadır. Yine yeni gelen kısık sesi ile merhaba der ve kendince en müsait yere oturursun. Tam rahat bir nefes alacakken birde bakarsın zil tekrar çalmış. Nereye attığını tam olarak hatırlamadığın ders programını bulma işlemi tamamlandıktan sonra doğru başka bir sınıfa. Aynı sınıfa tekrar girmek mi daha iyidir, yoksa yeni bir sınıfa girmek mi daha iyidir ilk günlerde bunu hala çözemedim.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  2016 - 2017 Eğitim Öğretim Yılında Ders Saati Artacak-Azalacak Branşlar

Dersler bitmiştir. Sen hala düşüncelisindir. Acaba yarın hangi sınıfa gireceğim, acaba hangi konuları anlatacağım. Hangi kitaba bakacağım. Kitap konusunda biraz şanslı sayılırsın. Çünkü kılavuz kitaplar genellikle geç gelir. Sende geç atanmışsın. Yani anlayacağın büyük ihtimalle gittiğinde öğretmen kitabını sana hemen verirler. Okuldan çıkarsın, ürkek, dalgın ve yorgun adımlarla yola düşersin. Barınacak bir yer bulduysan adımlarına bir güven gelir. Doğru oraya gidersin. Yok hala tam olarak kalacak yerin belli değilse sağa sola bakarak yürümeye devam edersin. Çevreyi tanımak istersin. Yarın acaba buraya tekrar nasıl gelirim endişesi ile adımlarsın okulun etrafını. Köye veya ilçeye atandı isen okulu tekrar bulma konusunda zorluk çekmezsin.

Eve gittiğinde sanki dünyayı kurtarmışsın gibi yorulmuşsundur. Kolunu kıpırdatacak halin yoktur. Yemek yemeyi bile düşünmezsin. Tek düşüneceğin bir yatak. Telefonda seni merak edenler olmuşsa bile onlara cevap bile veremezsin. Öğretmenlik yorucudur. Ama ilk gün yorgunluğu, ilk haftaların yorgunluğu bir başkadır. Birkaç saat sonra dinlendikten sonra yavaş yavaş kendine gelirsin. Karnın acıkmıştır. Eğer şanslı isen yerleştiğin yerde sana yemek hazırlayan birisi var demektir. Yok bu konuda da şansız isen sana yine yol görünür. Dışarı çıkarsın hem etrafı tanır, hem de bir şeyler yersin. Tüm bu faaliyetleri yaparken bir arkadaş, bir meslektaş bulduysan keyfine diyecek yoktur. Seni en iyi o kişi anlar. Akşam eve tekrar geri dönersin. Senin ideallerin vardır, ülkemin çocuklarına faydalı olmak için hayallerin vardır, öğretmen olmanın gerektirdiği sorumluluklar vardır. Başlarsın bir sonraki gün gireceğin derslere çalışmaya. Hani yıllarca çalışmış, üniversiteye gitmiş, KPSS için hazırlık yapmıştın ya. Tüm bunların aslında gireceğin derslerde pekte faydalı olmadığını fark edeceksin. Tabii kendini iyi yetiştirdin, kitap okudun, çağın gereklerini yerine getirdin ise o ayrı. Derslere baktıkça bakacaksın, ama ilk günler ne anlatacağını, nerden başlayacağını bir türlü bulamazsın. Bu konuda tecrübeli öğretmenlerden kesinlikle yardım istemelisin. Biliyorum insan nefsine zor gelir ama bir bilene danışacaksın. Bir iki hafta sonra, birkaç yıl sonra sen bu işin uzmanı olacaksın. Ama ilk günleri, ilk yılları kırmadan, dökmeden geçirmeye bakacaksın.

Artık sen bir öğretmensin. Günleri haftalar, haftaları aylar, ayları ise yıllar kovalar. Yavaş yavaş tecrübeli bir öğretmen olursun. Önce tahtaya, sonra kendine, en son ise öğrenciye ders anlatmayı öğrenirsin. Sınıfa girdiğinde ne diyeceğin, veli geldiğinde ne konuşacağın bellidir. Sen artık bir mesleği, bir ülkeyi, bir ülkenin geleceğini temsil etmektesin. Bulunduğun yerde adını söylemesen de, okulun bilinmese de senin bir öğretmen olduğun bellidir. Sana hep hocam diye hitap ederler. Sana saygı sonsuzdur. Belki eski öğretmenlerimizin anlattığı gibi seni gören çocuklar yolunu değiştirmezler (zaten bunu yeni nesil öğretmenler olarak pekte istemeyiz) ama günümüz şartlarına uygun saygı her zaman vardır. Sana duyulan saygı ve sevgiyi boşa çıkarmamalısın. Sen hep örnek olmalısın. Sen bir milleti şekillendirecek en önemli etkensin. Belki kıymetin tam bilinmiyor gibi duruyor. Ancak sana saygı duyulmasını yine sen sağlayacaksın. Öncelikle mesleğinin hakkını vereceksin. Kazandığın paranın alın teri olmasına dikkat edeceksin. Bir nesli kurtarmak için kendini paralamasan da, yine de dersini hakkıyla doldurmak için elinden geleni yapacaksın. Öğretmenlik vicdan ve sevgi işidir. Öğrenciler oyun ve boş laflar ile dersin geçmesinden çok hoşlanırlar. İstersen bir yıl boyunca hiçbir şey yapmadan derslere girip çıkabilirsin. Ama inan boş dersteki öğrenciyi disiplin etmek daha zordur. Ne zaman ki derslere tam hazırlıklı girersin, etkinlik ve faaliyetlerin belli olur. O zaman hem sen, hem de öğrencilerin zevk alır. Diğer türlü dur, sus, yapma demekten helak olursun. Eğer öğrencilerinin seni dinlemelerini istiyorsan, onlara dinletecek faaliyetleri ve dersi hazırlamalısın. Seni en iyi değerlendirecek öğrencilerdir. Eve gittiklerinde senin hakkında olumlu veya olumsuz fikirlerini aileleri ile paylaşırlar. Hatta ilkokulda derse giriyorsan direkt yüzüne bile söylerler. Bu arada seni adım adım takip eden idarecilerin olduğunu da aklından çıkarma. Onlar görevlerini yapacaklar. Eğer görevini tam yapar, istenilen resmi evrakları eksiksiz tamamlarsan senden iyi öğretmen yoktur. Sen bunları yapmazsan ister istemez kötü öğretmen kategorisine girmeye adaysındır idareci gözünde. Genel prensibim işini adam gibi yap, arkandan kimseyi konuşturma.

Madem bu mesleği seçtin, seçmediysen bile öğretmen oldun. Bundan sonra yapılacak tek bir şey var. Arkada hoş bir seda bırakmak. Yıllar geçip bulunduğun yerden ayrıldığında ismin hayırla yad ediliyorsa ne mutlu sana. Gittiğinde hala senin adın geçiyorsa ne mutlu sana. Gerçi sorumluluklarını yerine getirdiysen, için rahatsa varsın adın anılmasın, varsın senden bahsedilmesin. Balık bilmez ise Hâlık bilir.

Eğitimci Yazar

ÖMER TÖK

 

Yorum İçin Tıklayınız

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top