REHBERLİK

Aşina Hüzün

Beğendim
Beğendim Bayıldım Haha Süper Üzgünüm Kızgınım

This post has already been read 430 times!

NOT: Bu satırlar evinde ölü bulunan Yalnız Adam’ın not defterinden alınmıştır. .

Aşina Hüzün

Bir yolunu bularak sessizce gelip kalbime oturan ve oraya yerleşen bir duygudur; hüzün. Nerde başlayıp nerde bittiğini bir türlü kestiremediğim, her defasında beni ansızın yakalayan ve bir türlü bırakmayan bu duygu boğazımı düğümlüyor. Sanki her daim etrafımda beni çepeçevre saran ve kovalayan hüzünden bir sis var. Şiire düşkünlüğüm bu sisten mi kaynaklanıyor, yoksa melankolik bu hali bana şiir mi hediye etti? Her zaman sevinçli olan, en azından öyleymiş gibi gözüken insanlar için ‘aslında onların içini yakıp yakan bir tasa var bunu örtbas etmek açığa çıkarmamak için mutlu gözükmeye çalışırlar’ derler ya; bende de bu tersten mi gelişiyor. Üzülecek bir şey bulamasam bu ‘bulamamaya üzülebilen ben’-i hangi sevinç çekip alacak bu kısır döngüden. ‘İşte bu odur’ dediğim her durum bana yeni hüzünler sundu. Bu sonbahar fonlu hal, her sevincimin ardından beni yakalayıp ‘hey dur orda nasıl oluyor da bu kadar çok gülebiliyor, mutlu olabiliyorsun’ diyor. Bana ihtar çekiyor mutlu olmayı hak edecek ne yaptın ki? diyerek suskunluğuma sebep oluyor. -Aslında mutlu olmak için bir şeyler yapmak gerekmediğini de yıllar sonra anlayabiliyor insan- Her sevincin ardından, bir cenaze konvoyunda buluyorum kendimi. Sessiz sedasız yürüyorum mevtayı rahatsız etmemek için.

Ne zaman bir şiir, bir şarkı duysam ağına takılıyorum hemen gamın. Anında sahipleniyorum şarkılardaki hüzünleri. Yağan yağmur, bulutlar arasına çekilen güneş, ağlayan bir çocuk, ıslanmış bir kedi, annemin sesi, yataktan geç çıkılmış bir gün …. o kadar çok etken var ki sessizliğimi artıran, hüznümü çoğaltan. Susmak istiyorum gereksiz konuşmalara hiç dalmamak için, merhabadan ötesini israf görüyorum ama olmuyor ve konuşuyorum her konuşmam beni daha da sıkıyor ve pişmanlığa itiyor. Oysa şimdiye kadar konuştuklarımdan değil hep konuşmadıklarımdan dolayı çok büyük nedametler duymuşum. Beklediğim trenlere binme fırsatım varken ben hep trenler kalktıktan sonra peşlerinden koşmayı tercih etmişim. Kaçan trenlerin arkasından gözyaşı dökmeyi marifet bilmişim. Yakalayıp binebildiğim trenlerde ise bu sefer ‘keşke binmeseydim’ de peşinden koşsaydım diye iç geçiriyorum..

Eylül’ü suçluyor herkes oysa bende en büyük suçlu bahardır. Yeşeren doğadan, açan çiçeklerden, uçuşan kuşlardan mutlu olmam gerekirken beni bir tasa sarıyor. Her şey doğumun sevinci müjdelerken ben ölümü düşünüyorum. Bu ne tezatlık ben ki doğa aşığı, yeşile müptelayım. Oysa bu yeşillikler hüznüme hüzün katıyor.

Bir çıkış yolu olmalı diyorum bunca yıldır. Tünelin ucunda gördüğüm her ışık huzmesi beni heyecanlandırsa da oraya gitme cesaretini bir türlü kendimde bulamıyorum. Oysaki ben bilinmeyen her türlü maceraya girişmek için can atıyordum. Bu ne yaman çelişki böyle. Işık çıkış değil de bir kamyon farıysa. Ama bunu oraya gitmeden bilemeyeceğim. Kamyonun gelmesini görebilecek kadar da yaşayamayacağımı biliyorum. Ayaklarımda pranga var sanki olduğum yerde mıhlanıp kalıyorum.

Galiba kendimden bir parça gibi algılamaya başladım hüznü. Ona parola sormayışım da yüzden. Her geçen yıl, daha da yaklaştırıyor ve yakıştırıyor beni hüzne
Beğendim
Beğendim Bayıldım Haha Süper Üzgünüm Kızgınım
1 Yorum

1 Yorum

  1. alperen

    9 Ekim 2011 at 23:34

    çok güzel bir yazı devamını bekliyoruz..

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top